RELUCTANT NORWAY AND EUROPEAN UNION
GÖNÜLSÜZ NORVEÇ VE AVRUPA BİRLİĞİ
Hakan Övünç ONGUR
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
İktisadi İdari Bilimler Fakültesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü
ABSTRACT: In this study, economic, social and identity-related reasons of Norway underlying her two consequent rejections against the European Union membership in 1972 and 1994 will be analyzed. In the first part, Norway-Europe relations will be examined from historical and economic viewpoints; then, the findings will be compared with the referendum campaigns handled by the Norwegian public in the mentioned years. The aim of the paper is to help construct further reference points by analyzing a factual figure in “No to the European Union” conjuncture.
Key Words: Norway, European Union, national identity.
ÖZ: Bu çalışmada, Norveç’in Avrupa Birliği üyeliği fırsatını, 1972 ve 1994 yıllarında yapılan referandumlar sonucunda, iki kez reddetmesinin altında yatan ekonomik, sosyal ve kimlik-temelli nedenler ele alınacaktır. Başlangıçta, Norveç-Avrupa ilişkilerinin tarihsel ve ekonomik boyutu incelenecek; ardından, bulunan sonuçlarla bahsedilen yıllardaki referandum kampanyaları karşılaştırılacaktır. Çalışmanın amacı, “Avrupa Birliği’ne Hayır” söyleminin tarihsel bir örneğini mercek altına alıp, ilerisi için referanslar çıkartılmasına yardımcı olmaktır.
Anahtar Kelimeler: Norveç, Avrupa Birliği, ulusal kimlik.

PARA KRİZLERİNİN SİNYAL YAKLAŞIMI İLE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİĞİ: TÜRKİYE UYGULAMASI
PREDICTING CURRENCY CRISES WITH SIGNAL APPROACH: THE CASE OF TURKEY
Yrd.Doç.Dr. Halil ALTINTAŞ
K.Maraş Sütçü İmam Üniversitesi, İ.İ.B.F. İktisat Bölümü
Arş.Grv.Dr. Bülent ÖZ
K.Maraş Sütçü İmam Üniversitesi, İ.İ.B.F. İktisat Bölümü
ÖZ: Para krizleri ekonomilerde büyük maliyetlere yol açmaktadır. Para krizlerinden etkilenen ülkelerde döviz rezervlerinde azalma, aşırı bir resesyon ve negatif büyüme oranları gözlenmektedir. Bu nedenle para krizlerinin öngörülmesini sağlayacak güvenilir erken uyarı göstergelerinin tanımlanması büyük yarar sağlayacaktır. Böylece politika yapıcıları da ülkenin döviz kuru sistemi üzerinde ortaya çıkabilecek baskıyı erken uyarı göstergelerini kullanarak önleyebilecektir. Para krizlerini öngörmek için Kaminsky ve Reinhart tarafından önerilen sinyal yaklaşımı, erken uyarı sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bu yaklaşım, kriz öncesi dönemde farklı seyir gösteren veya normal davranış göstermeyen çok sayıdaki değişkenin izlenmesini içermektedir. Her gösterge için belirli bir eşik değer belirlenmekte ve eşik değeri aşan göstergeler belirli bir dönemde ortaya çıkabilecek bir krizin sinyali sayılmaktadır. Bu çalışma, Türkiye’de 1994 ve 2001 para krizlerinin sinyal yaklaşımıyla öngörmeyi amaçlamaktadır. Ampirik analiz, incelenen göstergelerin yaklaşık yüzde 67’sinin para krizlerinin ortaya çıkmasında sinyal verdiğini göstermektedir. Gürültü sinyal oranı esas alınarak yapılan sinyal yaklaşımında 15 göstergeden 9’u öncü gösterge olarak belirlenmiş ve anlamlı bulunmuş, 6’sının ise krizi öngörme gücünün yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Para Krizleri, Sinyal Yaklaşımı, Erken Uyarı Sistemi
ABSTRACT: Currency crises creates extremely high costs in economies. The depletion of foreign exchange reserves, a severe recession and negative GDP growth rates are observe in the countries where the currency crises are occurred. There seems to be great benefits from identifying reliable early warning indicators helping to predict currency crisis. Thus, policy makers would enable to forestall impending pressure on their countries currency system by using early warning indicators. The “signal approach” to proposed by Kaminsky ve Reinhart (1998) to predict currency crisis is commonly employed in empirical studies as an early warning system. It involves monitoring a number of variables that tend to behave differently or to exhibit an unusual behavior in the periods preceding a crisis. A certain threshold is determined for each indicator, which, when exceeded, issues a warning signal that a crisis may occur within a period of time. This study aims to predict the 1994 and 2001 currency crises in Turkey by using signal approach. Empirical analysis reveals that almost 67 percent of the indicators examined signal the occurrence of currency crises. It is concluded that 9 of 15 indicators are determined as leading indicators and are found to be significant in signal approach based on their noise to signal ratio and six of indicators lacked predictive power from list of potential indicators.
Keywords: Currency Crises, Signal Approach, Early Warning System

Mali İstikrarın Kamusal Niteliği ve Mali Piyasa Başarısızlıkları
Public Good Quality of Financial Stability and Financial Market Failures
Doç. Dr. M. Mustafa ERDOĞDU
Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Maliye Bölümü
ÖZ: Bir ekonomi ancak, istikrar ortamında yüksek etkinlikle çalışabilir. İstikrar, ekonomide kaynakların etkin dağılımına olanak sağlayarak sosyal refahın artmasında kritik bir rol oynar. Mali küreselleşme ve özellikle de kısa vadeli sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, bir taraftan krizlerin artan sıklıkta yaşanmasına, diğer taraftan da mali istikrarın bir ekonomi için öneminin daha iyi anlaşılmasına yol açmıştır. İstikrar, kamusal malların iki temel özelliği olan tüketimde dışlanamazlık ve rakip olmama özelliklerine sahiptir. Ancak tam da bu nedenle, istikrar için piyasada talep oluşmaz ve istikrarsızlığın ortaya çıkması kolaylaşır. İstikrarsızlığı, bedeli çok ağır sosyal ve ekonomik sonuçlara zemin hazırladığı için, bir “kamusal kötülük” olarak değerlendirmek gerekir. Ekonomide istikrar için kritik önem taşıyan mali piyasalarda, ciddi asimetrik bilgi ve bununla bağlantılı olarak ters seçim, ahlâki tehlike ve çoklu denge problemleri söz konusudur. Mali piyasalarda bilgi asimetrisinin olumsuz etkileri, diğer piyasalarda olduğundan daha ağırdır. Bu piyasada aktif varlıklar, gelecekte elde edilecek getiri karşılığında el değiştirirler ve bu süreçte diğer piyasa katılımcılarının nasıl davranacağı kritik önem taşır. İşte bu noktada, mali kriz oluşumunu tetikleyen ortak karar alma problemi ortaya çıkmaktadır. Günümüzde krizlerin temel iktisadi göstergeleri sağlam ülkelerde bile ortaya çıkabildiği noktasından hareketle bu çalışma, mali piyasa başarısızlıklarının bir krizin kendi kendini meşrulaştıran bir biçimde gelişmesindeki rolüne odaklanmaktadır.
Anahtar Sözcükler: Mali krizler, mali istikrar, mali piyasa başarısızlıkları, kamusal mallar
ABSTRACT: An economy can only perform effectively, when there is a stable environment. Stability plays a critical role in raising social welfare, providing an environment for effective allocation of resources in an economy. Financial globalization, particularly liberalization of short-term capital flows, has given rise to both crises occurring more often and helping people to understand the importance of financial stability. Stability possesses two basic properties of public goods, non-rivalry and non-excludability in consumption. However, there would not be any demand in the markets for stability exactly for this reason and that makes instability easier to develop. Instability needs to be seen as a “public bad” since it causes heavy social and economic costs. Financial markets are critically important for economic stability, but they suffer serious asymmetric information problems that lead to problems of adverse selection, moral hazard and multiple equilibrium. The negative effects of asymmetric information problems are more intense in financial markets than other markets. Securities, equities and so on are exchanged in this market according to future return expectations and during this process behaviours of other market participants are critically important. Exactly in this point, a collective action problem that may trigger formation of a crisis appears. From the starting point that nowadays crises may strike even economies with strong fundamentals, this study focuses on the role of financial market failures in the process of a crisis development in a self-fulfilling manner.
Key Words: Financial crises, financial stability, financial market failures, public goods

Nominal Kur Oynaklığı ve Türkiye’de Sermaye Yatırımı Üzerindeki Etkisi
Yrd.Doç.Dr. Ömer ÖZÇİÇEK
Gaziantep Üniversitesi İ.İ.B.F İktisat Bölümü
ÖZ: İktisat politikalarında sermaye yatırımının önemli bir yeri vardır. İşsizliğin ve düşük refahın çaresi olarak yatırımların artması gerektiği genel olarak kabul edilmiş bir görüştür. Kuramsal olarak yatırım kararını etkileyen birçok faktörün arasında belirsizlikte vardır. İki farklı görüşe göre belirsizlikteki artış yatırımları artırabilir veya azaltabilir. Artan küreselleşme sonucu kurdaki hareketler ve dolayısıyla kurdaki belirsizlik daha da önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada nominal kur oynaklığının Türkiye’de sermaye yatırımı üzerindeki etkisi incelenmiş ve bu etkinin olumsuz yönde olduğu bulunmuştur. Bu sonuca göre belirsizliğin daha fazla olduğu serbest kur politikasının yatırımlar ve dolayısıyla büyüme üzerinde olumsuz bir etkisi olabilir.
Anahtar Kelimeler: Belirsizlik, Kur, Yatırım, Türkiye, Oynaklık
Nominal exchange rate volatility and its effect on capital investment in Turkey
ABSTRACT: Capital investment constitutes an important part of economic policies. In general it is accepted that the remedy of unemployment and low welfare is higher investment. Theoretically uncertainty is one of the factors that affect investment. Two opposite views claim that an increase in uncertainty could increase or decrease investment. As a consequence of globalization the importance of exchange rate and its uncertainty have increased. This study investigates the effect of nominal exchange rate uncertainty on capital investment in Turkey and finds that there is a reverse effect. As a consequence, floating exchange rate regimes that inflict more uncertainty may have an adverse effect on investment and growth.
Keywords: Uncertainty, Exchange Rate, Investment, Turkey, Volatility

THE BANKING STABILITY IN THE CZECH REPUBLIC BASED ON DISCRIMINANT AND CLUSTER ANALYSES
ÇEK CUMHURİYETİ BANKACILIK SEKTÖRÜNDE AYRIŞMA VE KÜMELEME ANALİZİNA DAYALI STABİLİTE ÖLÇÜMÜ
Libena CERNOHORSKA
Jan CERNOHORSKY
Petr TEPLY
ÖZET Bankacılık sektörü tüm ekonomik birimleri önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu nedenle her ekonomi için bankacılık sektörünün stabilitesi önemlidir. Çek Cumhuriyeti’nde bankacılık sektörü 1989 sonrası önemli değişikliklere sahne olmuştur. Bu makale 1995-2005 dönemi verilerini ele alarak Çek Cumhuriyeti’nde bankacılık sektörünü için stabilite modeli geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada ortaya konan modele göre bankaların stabilitesinin değerlendirilmesi kolaylıkla gerçekleştirilebilmektedir. Çek Cumhuriyeti bankacılık sektöründen 38 bankada yapılan uygulamada 17 bankanın modele göre yeterlilik düzeyinde olduğu belirlenmiştir.
ABSTRACT Banking sector can have important effects on all economic units. Therefore stability of the banking sector is important for every economy. In the Czech Republic the banking sector has undergone profound changes after 1989. This study aims to develop a stability model for the banking sector in the Czech Republic using data for the period from1995 to 2005. According to the model developed in the study stability of banks is easily evaluated. In this study concerning 38 banks in the Czech Republic’s banking sector 17 banks are found to be at a satisfactory level according to the model.

YOĞUNLAŞMA VE PİYASA YAPISI İLİŞKİSİ ÇERÇEVESİNDE TÜRK ÇİMENTO SEKTÖRÜNÜN YAPISAL ANALİZİ
STRUCTURAL ANALYSIS OF TURKISH CEMENT SECTOR WITHIN CONTEXT OF CONCENTRATION AND MARKET STRUCTURE RELATION
Yard. Doç. Dr. Çetin POLAT
Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi
ÖZ: Serbest piyasa ekonomilerinde ekonomik etkinlik, üretimde en iyi kaynak bileşimi ve tüketimde en iyi mal ve hizmet bölüşümüyle sağlanabilmektedir. Serbest piyasa ekonomilerinde bunu sağlayacak mekanizma, rekabetçi piyasa yapısıdır. Dünya ekonomisindeki piyasalar incelendiğinde, daha çok tam rekabet piyasası ile monopol (tekel) piyasası arasında oluşan monopolcü rekabet ve oligopol piyasa yapılarının yer aldığı görülmektedir. Piyasa yapıları belirlenirken en çok kullanılan yöntemler M – Firma Yoğunlaşma Oranı ve Herfindahl – Hirschman İndeksi analizidir. Bu yöntemler aracılığıyla hesaplanacak yoğunlaşma derecesi ile yoğunlaşma – piyasa yapısı ilişkisi çerçevesinde piyasa yapısı belirlenebilmektedir. Çalışmada, çimento sektörü firmalarının gelirleri, maliyetleri ve çimento üretim miktarları verileri ile hesaplanan M – Firma Yoğunlaşma Oranı ve Herfindahl – Hirschman İndeksi analizi yöntemi kullanılarak, Türkiye’de çimento sektörünün piyasa yapısı belirlenmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Yoğunlaşma, Piyasa Yapısı, Çimento Sektörü, M – Firma Yoğunlaşma Oranı, Herfindahl – Hirschman İndeksi
ABSTRACT: In free market economies, economic efficiency can be provided by best combination of source in production and by best distribution of goods and services in consumption. In such economies, the mechanism which provides the aforementioned efficiency is the competitive market structure. When the markets in the world are examined, it is usually seen that there are monopolistic competition and oligopolistic market structures, which occur between perfect competitive markets and monopolistic markets. The most frequent methods of determining market structures are M – Firm Concentration Ratio and Herfindahl – Hirschman Index. By the help of the mentioned methods, the market structures are determined by the interaction between concentration degree and market structures. In this study, it is aimed to determine the market structure of Turkish cement sector, by the help of the M – Firm Concentration Rate and Herfindahl – Hirschman Index analysis methods which are used to calculate income, cost and amount of cement production of cement sector firms.
Key Words: Concentration, Market Structure, Cement Sector, M – Firm Concentration Ratio, Herfindahl – Hirschman Index

GENİŞLETİCİ MALİ DARALMA HİPOTEZİ: TÜRKİYE UYGULAMASI
EXPANSIONARY FISCAL CONTRACTION HYPOTHESIS: THE CASE OF TURKEY
Yrd. Doç. Dr. Levent ERDOĞAN
Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat Bölümü
ÖZ: Son yıllarda teorik ve ampirik çalışmalarda mali daralmanın tüketimi canlandıracağını ve buna bağlı olarak toplam talep ve çıktıda artışa yol açacağını öne süren genişletici mali daralma hipotezi (GMD) tartışılmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye’de 1987-2006 döneminde GMD hipotezinin geçerliliği yapısal VAR yöntemiyle test edilmiştir. Vektör Hata Düzeltme Modeline (VHDM) uzun dönem kısıtlar konularak etki tepki analizi yapılmıştır. Kamu harcamaları, ticaret hadleri ve gelirdeki yapısal şoklar kalıcı ve geçici bileşenlerine ayrılmıştır. Uzun dönem kısıtlar konularak kalıcı şokların etkileri belirlenmiştir. Ampirik sonuçlar, Türkiye’de mali daralmanın genişletici olmadığını göstermektedir. Sonuçlara göre, ticaret hadlerinin ve arz şoklarının tüketim üzerinde daha fazla açıklayıcı etkiye sahip olduğu söylenebilir.
Anahtar Kelimeler: Mali Daralma, Tüketim,Yapısal VAR, Kamu Harcamaları, Maliye Politikası
ABSTRACT: Recently both empiricial and theoretical studies focus on expansionary fiscal contraction hypothesis (EFC), according to which fiscal contractions stimulate consumption and also lead to an increase in aggregate demand and output. In this paper the validity of the EFC hypothesis is tested for Turkey from 1987 to 2006 by means of structural vector autoregressive (SVAR) models. Impulse response analysis is carried out by imposing long-run restrictions on Vector Error-correction Models (VECM). Structural shocks in government expenditure, terms of trade and income are decomposed into permanent and transitory components. Long-run identifying restrictions are imposed on the effects of permanent shocks. Empirical analysis indicates that fiscal contractions are not expansionary in Turkey. Based on the findings, terms of trade and supply shocks seem to have more explanatory effect on consumption expenditure.
Keywords: Fiscal Contraction, Consumption, Structural VAR, Fiscal Policy, Government Expenditure

Döviz Kuru Oynaklığı İle İthalat ve İhracat Arasındaki İlişkilerin Zaman Serisi Analizi
A Time Series Analysis of The Relationships Between The Volatility of Exchange Rate, Exports and Imports
Yrd. Doç. Dr. Serpil TÜRKYILMAZ
Bilecik Üniversitesi, Bilecik Meslek Yüksekokulu
Prof. Dr. Mustafa ÖZER
Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü
Doç. Dr. Erol KUTLU
Anadolu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü
ÖZ: Bu çalışmada, Türkiye’de 1999:01-2007:01 dönemi için AR(1)-TGARCH(1,1) modeli yardımıyla aylık nominal döviz kuru oynaklığı elde edilmiş ve ilgili dönem için bir Standart VAR modeli altında Granger Nedensellik Testi ile nominal döviz kuru oynaklığı, ithalat ve ihracat arasındaki nedensel ilişkilerin yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada, ihracat ile ithalat arasında, ithalat ile nominal döviz kuru oynaklığı arasında belirlenen çift yönlü ve ihracattan, nominal döviz kuru oynaklığına doğru olarak belirlenen tek yönlü nedensellik ilişkilerinin varlığının bir kanıtı olarak, sözkonusu Standart VAR modeli yardımıyla Etki-Tepki Analizi sonuçları ve Varyans Ayrımlaştırma Analizi sonuçları da elde edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Nominal Döviz Kuru Oynaklığı, İthalat, İhracat, TARCH Modeli, Granger Nedensellik Testi, Etki-Tepki Analizi, Varyans Ayrımlaştırma Analizi.
ABSTRACT: In this study, monthly nominal exchange rate volatility has been obtained by using AR(1)-TGARCH(1,1) model over the period 1999:01-2007:01 in Turkey and the direction of causality relationships among nominal exchange rate volatility, import and export have been tried to be determined by the Granger Causality Test of the Standard VAR model. Furthermore, in the study, the results of the Impulse-Response Analysis and the Variance Decomposition Analysis of the Standard VAR model have been obtained as an evidence of presence of one sided causality relationship from export to nominal exchange rate volatility, and two sided causality relationships between import and the nominal exchange rate volatility, and between import and export.
Keywords:Nominal Exchange Rate Volatility, Import, Export, TGARCH Modeli, the Granger Causality Test, the Impulse-Response Analysis, the Variance Decomposition Analysis.

ÖRGÜT YAPISININ ÖRGÜTSEL POLİTİKA VE İŞLEM ADALETİ ÜZERİNE ETKİSİNİN YAPISAL DENKLEM MODELLEMESİ YARDIMIYLA ANALİZİ
Analysing Effect of Organizational Structure on Organizational Politics and Procedural Justice with Structural Equation Modelling
Öğr. Gör. Dr. Füsun Çınar Altıntaş
Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü
ÖZ: Örgütsel politika kavramı örgüt içerisindeki birey ve grupların politik davranışlarını açıklamaya çalışır. Buna karşılık işlem adalet,i dağıtım kararlarında kullanılan süreçlerin adillik derecesidir. Biçimselleşme ve merkezileşme (kararlara katılım ve yetki kademesi) gibi örgüt yapısına ilişkin unsurların örgütsel politikanın oluşumunda ve işlem adaletine ilişkin algılamalar üzerinde etkisi olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu çalışmada örgütün yapısal faktörlerinin örgütsel politika ve işlem adaletine yönelik yöneticilerin tutumları üzerindeki etkisi yapısal denklem modellemesi yardımıyla araştırılmıştır. Araştırmada web tabanlı anket yönteminden yararlanılmıştır. Bursa bölgesinde faaliyet gösteren KOBİ niteliğindeki ihracat işletmelerinde çalışan 86 yönetici ve işletme sahibi araştırmaya katılmıştır. Araştırma neticesinde biçimselleşmenin işlem adaleti ile pozitif yönde örgütsel politika ile negatif yönde ilişkisi olduğu, yetki kademesinin işlem adaleti ile negatif yönde örgütsel politika ile pozitif yönde bir ilişkisinin olduğu tespit edilmiştir. Ancak, kararlara katılım ile işlem adaleti ve örgütsel politika arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır.
Anahtar Sözcükler: Örgüt yapısı, örgütsel politika, işlem adalet, yapısal denklem modellemesi
ABSTRACT: Organizational politics concept tries to explain individual’s and group’s politics behaviors in organizations. On the contrary procedural justice describes the fairness of procedures used in the allocation process. It is true that the factors related organizational structure like formalization and centralization (participation in decision making and authority hierarchy) have an effect on perceptions of organizational politics and precedural justice. In this manner, this study examined the effect of managers’ perceptions about organizational structure factors on their organizational politics and procedural justice attitudes. Structural equation modelling was used for this analysis. Web based questionarie was used for this study. 86 managers and employers work in SMSs of export businesses replied the questionarie. According to results formalization were positively related to procedural justice but negative related to organizational politics. Authority hierarchy were positively related to organizational politics but negatively related procedural justice. Further participation in decision making were unrelated to procedural justice and organizational politics.
Keywords: Organizational structure, procedural justice, organizational politics,structural equation modelling

İŞ YERİNDE YAŞANAN PSİKOLOJİK ŞİDDETİN YAPISI VE BOYUTLARI: 4-5 YILDIZLI OTEL İŞLETMELERİ ÖRNEĞİ
THE NATURE AND DIMENSIONS OF MOBBING AT WORK: 4-5 STAR HOTEL ESTABLISHMENTS CASE
Yrd. Doç Dr. Şule AYDIN
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu
Dr. Emrah ÖZKUL
Düzce Üniversitesi Akcakoca Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu
ÖZ: Bu çalışmada işyerlerinde yaşanan psikolojik şiddetin yapısı ve boyutları incelenmektedir. İşyerinde bir kişinin sürekli ve sistematik olarak bir ya da birden fazla çalışan tarafından saldırgan davranışlara hedef haline getirilmesiyle psikolojik şiddet meydana gelmektedir. Bu tür davranışlar kişi üzerinde psikolojik travmalara sebep olmaktadır. Bu nedenle, organizasyonlarda yaşanan psikolojik şiddetin nedenlerinin ve yapısının ortaya konulması çok önemlidir. Bu amaçla, psikolojik şiddetin özellikleri, kimlerin kimlere uyguladığını, neden yapıldığını ve sonuçlarını anlamak üzere ampirik bir çalışma yürütülmüştür. Uygulama Türkiye’de bulunan dört ve beş yıldızlı otel işletmelerinde çalışan işgörenler üzerinde yapılmıştır.
Anahtar Sözcükler: Psikolojik Şiddet, Otel İşletmeleri, İşyeri
ABSTRACT: The study rewiews and introduces the nature and dimensions of mobbing at work. Mobbing occurs when someone at work is systematically subjected to aggressive behaviour from one or more colleagues or supervisors over a period of time, in a situation where the targets finds it difficult to defend him or herself to escape the situation. Such treatment tends to stigmatise the target and may cause severe psychological trauma.So the causes and dimensions of mobbing must be introduce. So an empirical research has been conducted to get knowledge of “ what is the charactaristic of mobbing, who is doing, what to whom, where, why and with what kinds of consequences” in relation with mobbing. The research has been focused people who were working at the four and five stars hotel establishments in Turkey.
Key Words: Psychological Violence, Mobbing, Hotel Establishments, Workplace

Satış Elemanı Adaylarının Değerlendirmesine ve Seçimine Yönelik Yeni Bir Yaklaşım: Fuzzy TOPSİS
A New Approach Towards Evaluation And Selection of Salesperson Candidates: Fuzzy TOPSIS
Arş. Grv. Dr. Fatih ECER
Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü
ÖZ: Çalışmanın amacı Fuzzy TOPSİS yöntemini tanıtmak ve yöntem yardımıyla satış elemanı adaylarının nasıl değerlendirildiğini ortaya koymaktır. Çok Kriterli Karar Verme (ÇKKV) yöntemlerinden biri olan ve bulanık ortamlarda grup kararı vermeye olanak tanıyan Fuzzy TOPSİS yönteminin temel mantığı Fuzzy Pozitif İdeal Çözüm (FPİÇ) ve Fuzzy Negatif İdeal Çözüm (FNİÇ) vasıtasıyla yakınlık katsayılarının hesaplanmasıdır. Hesaplanan yakınlık katsayılarına göre alternatifler sıralanır. Çalışmada, satış elemanı adayları üç karar verici (KV) tarafından yedi karar kriterine göre değerlendirilmiştir. KV’ler değerlendirmelerini dilsel ifadelerle yapmış, sonra bu ifadeler pozitif yamuk fuzzy sayılara dönüştürülmüştür. Çalışma, Fuzzy TOPSİS yönteminin, bir karar aracı olarak, satış elemanı adaylarını değerlendirme ve seçme kararlarında kullanmaya yönelik oldukça uygun bir yöntem olduğunu göstermiştir.
Anahtar Sözcükler: Fuzzy TOPSİS, Yamuk Fuzzy Sayılar, Satış Elemanı.
ABSTRACT: The aim of the study is to introduce Fuzzy TOPSIS method and to show how to benefit it for evaluation of salesperson candidates. Foundation of Fuzzy TOPSIS method which is one of Multiple Criteria Decision Making (MCDM) methods and to allow group decision-making in fuzzy environment is calculation of the closeness coefficients by means of Fuzzy Positive Ideal Solution (FPIS) and Fuzzy Negative Ideal Solution (FNIS). According to the calculated closeness coefficients, alternatives are ranked. In the study, salesperson candidates were assessed in accordance with seven decision criteria by three decision makers (DM’s). Decision makers have done their assessments with linguistic variables then these variables transformed to positive trapezoidal fuzzy numbers. The study shows that Fuzzy TOPSIS method is very well suited method, as a decision tool, towards using for salesperson candidates evaluation and selection decisions.
Keywords: Fuzzy TOPSIS, Trapezoidal Fuzzy Numbers, Salesperson.

Marka Değeri Bileşeni Olarak Marka Bağımlılığı: Kolalı İçecekler Üzerine Bir Araştırma
Brand Commitment As a Component of Brand Equity: A Research Concerning Coke
Prof.Dr. Rıdvan KARALAR
Anadolu Üniv. İİBF İşletme Bölümü
Arş.Grv. Hakan KİRACI
Dumlupınar Üniv. İİBF İşletme Bölümü
Özet: Marka değeri; marka bağımlılığı, marka adının bilinirliği, algılanan kalite ve marka çağrışımları gibi çok sayıda etkenden etkilenmektedir. Bu etkenlerden marka bağımlılığı, marka değerinin önemli bir bileşenidir. Bu araştırmada, içecek sektöründe yer alan kolalı içecek tüketicilerinin marka tercihlerinde en fazla önem verdikleri etkenler, tüketicilerin marka bağımlılık düzeyleri ve marka bağımlılığını oluşturan ögeler incelenmiştir. Bu amaçla Dumlupınar Üniversitesi İİBF’de okuyan 4725 öğrenci arasından katmanlara göre örnekleme yöntemiyle seçilen 500 öğrenci üzerinde uygulama yapılmıştır. Çalışmada betimsel ve bağıntısal araştırma yöntemi kullanılmıştır. 31 sorudan oluşan anket yardımıyla toplanan veriler SPSS 10.0 programında analiz edilmiş ve ortaya çıkan bulgular frekans ve çapraz tablolarla birlikte sunulmuştur. Analiz sonucunda, pazara yeni giren ulusal bir markanın (Cola Turka) küresel kola markaları karşısında önemli bir performans gösterdiği ortaya çıkmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, Cola Turka markasının marka bağımlılık düzeyi öbür markalardan (Coca Cola ve Pepsi Cola) daha yüksektir. Ulaşılan sonuçlar Cola Turka markasını tercih eden tüketicilerin marka seçimini etkileyen ana etkenin öbür markalardan farklı olduğunu göstermektedir. Ancak, pazara yeni giren bu markanın zaman içerisindeki gelişimi gözlemlenerek, marka bağımlılık düzeyinin ölçülmesi gerekmektedir.
Anahtar Sözcükler: Marka değeri, marka bağımlılığı, tüketici davranışı, kolalı içecek
ABSTRACT: Brand equity is affected by many factors such as brand commitment, brand awareness, perceived quality and brand association. One of them brand royalty is important component of brand equity. In this research, it was investigated consumers’ brand preferences, brand royalty level and brand commitment factors on brands on coke product placed beverage sector. A survey carried out on 500 students at Dumlupinar University Economics and Administrative Sciences Faculty. The participants of this study were selected by stratified sampling from 4725 students. In this study, descriptive and correlational methods was used. Data were collected by a questionnaire including 31 items were analyzed at the SPSS 10.0 and the findings illustrated in frequency and cross tables. It is appeared that a national brand (Cola Turka) which introduced to the market recently shows important performance against the global coke brands (Coca Cola and Pepsi Coke). According to the findings, Cola Turka’s brand royalty level higher than the others. The results show that Cola Turka consumers’ main preference to choose brand is different from the others. However, it is required to be measured brand royalty level by observing development of this brand’s which introduced to the market recenlty.
Key Words: Brand equity, brand royalty, consumer behaviour, coke.

GÜÇLENDİRİCİ LİDER DAVRANIŞININ PSİKOLOJİK GÜÇLENDİRME ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİ BELİRLEMEYE YÖNELİK GÖRGÜL BİR ARAŞTIRMA
AN EMPIRICAL STUDY ON THE EFFECT OF EMPOWERING LEADER BEHAVIOR ON PSYCHOLOGICAL EMPOWERMENT
Yrd. Doç. Dr. C. Cüneyt ARSLANTAŞ
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi
ÖZ:Bu araştırma güçlendirici lider davranışının psikolojik güçlendirme üzerindeki etkisini incelemektedir. Araştırmaya yönelik veriler bir üretim firmasındaki 233 çalışan yoluyla sağlanmıştır. Araştırma esnasında öncelikle güçlendirici lider davranışı ve psikolojik güçlendirme kavramları tanımlanmıştır. Daha sonra oluşturulan araştırma metodolojisi ışığında korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Sonuç olarak, güçlendirici lider davranışının yetki verme, sorumluluk, beceri geliştirme ve yenilikçi performans için koçluk boyutlarının psikolojik güçlendirme üzerinde bir etkiye sahip oldukları bulunmuştur.
Anahtar Kelimeler: Güçlendirici lider davranışı, psikolojik güçlendirme, örgütler, üretim firması
ABSTRACT:This research was examined direct effect of empowering leader behavior on psychological empowerment. Survey data were collected from 233 subordinates working at a manufacturing firm. Initially, empowering leader behavior and psychological empowerment were defined. Consequently, correlation and regression analysis were performed according to the methodology of the research. As a conclusion, delegation of authority, accountability, skill development and coaching for innovative performance dimensions of empowering leader behavior were found to have a direct effect on psychological empowerment.
Keywords: Empowering leader behavior, psychological empowerment, organizations, manufacturing firm

TÜKETİCİLERİN YENİLİKLERİ BENİMSEME EĞİLİMLERİ ÜZERİNDE KİŞİSEL DEĞERLERİN ETKİSİ
THE EFFECT OF PERSONAL VALUES ON CONSUMERS’ INCLINATION TO ADOPT INNOVATIONS
Yrd. Doç. Dr. Cevahir UZKURT
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İ.İ.B.F. İşletme Bölümü
ÖZ: Kişisel değerlerin, pazarlama ve tüketici davranışları üzerindeki rolüne ilişkin önemli sayıda çalışma olmasına rağmen, kişisel değerler ile yeniliklerin benimsenmesi ilişkisini araştıran çok az sayıda çalışma yapılmıştır. Dolayısıyla bu çalışma, kişisel değerlerin tüketicilerin yenilikleri benimseme sürecindeki etkileri üzerine odaklanmıştır. İki değişken arasındaki etki ve ilişkiyi açıklamak için literatürdeki çalışmaların bulgularıyla da uyumlu olarak bir yapısal eşitlik modeli geliştirilmiştir. Araştırma sonuçları ise, kişisel değerlerin yeni ürünlerin benimsenme süreci üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir.
Anahtar Sözcükler: Kişisel Değerler, Yenilikleri Benimseme, Yenilik, Yeni Ürün, Yapısal Eşitlik Modeli.
ABSTRACT: Although there has been a fair amount of research on the role of personal values in marketing and consumer behavior, few studies addressed the relationship between personal values and adoption of innovations. This study focuses on the effect of personal values on consumers’ adoption of innovations. In order to determine the relationship and the effect, this study developes a structural equation model introducing relations between personal values and adoption of innovations consistent with previous studies. The result of this study shows that personal vales has effect on the adoption process for new products.
Key Words: Personal Values, Adoption of Innovations, Innovation, New Product, Structural Equation Modeling.

İŞ GÖRENLERİN ÖRGÜTSEL BAĞLILIKLARININ MEYER VE ALLEN TİPOLOJİSİYLE ANALİZİ:KAMU VE ÖZEL SEKTÖRDE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA
AN ANALYSIS OF ORGANIZATIONAL COMMITMENT USING MEYER AND ALLEN’S TYPOLOGY:A COMPARATIVE STUDY ON PUBLIC AND PRIVATE SECTOR EMPLOYEES
Dr. Ünsal SIĞRI
Marmara Üniversitesi
ÖZ: Örgütsel bağlılık, örgütsel başarının sağlanması için çalışanların sadakatinin yanında, ortak değer, amaç ve kültür etrafında toplanmaları için çaba gösterilen bir süreçtir. Örgütsel bağlılık kavramı; verimlilik, işgücü devri, devamsızlık, performans değişiklikleri ve işten ayrılma düşüncesi gibi bireysel ve örgütsel sonuçları etkilediğinden, örgütsel performansın iyileştirilmesi açısından önemli bir unsurdur. Literatür kapsamında, örgütsel bağlılığa etki eden faktörlerden bireysel-demografik faktörler ve örgüte ve göreve ait faktörler incelenmiştir. Örgütsel bağlılığın sonuçları açısından da iş doyumu, iş gören devri, işe katılım-devamsızlık, performans ve motivasyon hususları üzerinde durulmuştur. Bu araştırmada örgütsel bağlılık konusundaki sınıflandırmalar içinden Meyer ve Allen’in tipolojisi esas alınarak kamu ve özel sektör çalışanlarının örgütsel bağlılık düzeyleri“devamlılık, duygusal ve normatif bağlılıklar” kapsamında mukayeseli olarak belirlenmiştir. Edinilen bulgular kapsamında kamu sektöründe “devamlılık bağlılığı” daha yüksek iken, “duygusal bağlılık” ve “normatif bağlılık” açısından özel sektörün daha yüksek seviyeye sahip olduğu ortaya konmuştur. Çalışmada bunun yanı sıra, çalışanların demografik özellikleri ile örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiler de araştırılmıştır. Araştırma bulguları demografik özelliklerden cinsiyet, mesleki pozisyon ve çalışma süresi ile çalışanların duygusal ve normatif bağlılıkları arasında ilişkinin bulunduğunu; ancak devamlılık bağlılığı ile bu değişkenler arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını ortaya koymaktadır.
Anahtar Sözcükler: Örgütsel Bağlılık, Duygusal Bağlılık, Devamlılık Bağlılığı, Normatif Bağlılık.
ABSTRACT: Individuals shall commit to an organization from a reciprocity and social exchange point of view; and serve organizational purposes such as adopting extra-role behaviors, goals and targets voluntarily. Organizational commitment gains importance in the literature since it has affirmative outcomes for organizations. Although there are many classifications of organizational commitment, the Meyer and Allen’s typology that was used in this research which includes; affective, continuance and normative commitments. The aim of this research was to find out possible differentiation between government and private sector employees’ organizational commitment levels according to the typology of Meyer and Allen’s sub-dimensions. In the light of the findings, the “continuance commitment” had appeared in a higher level in public sector while the private sector had higher levels of “affective” and “normative” commitments. In addition to this, the corelation between the demographics and the organizational commitment was studied. Findings of the study show that affective and normative commitments of employees are closely related to such demografic attributes as gender, employees’ institutional position and the length of service; but none of these attributes seems to be related to the continuance commitment.
Key Words: Organizational Commitment, Continuance Commitment, Affective Commitment, Normative Commitment.

MİLLİYETÇİLİK: KURAMSAL BİR DEĞERLENDİRME
NATIONALISM: A THEORETICAL OVERVIEW
Yrd. Doç.Dr. Emre GÖKALP
Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü
ABSTRACT: This study aims to theoretically overview the most significant contemporary literature on nation and nationalism. In other words, it focuses on the theoretical approaches to the nature of nation and nationalism, and discusses the following questions: Are nations ancient, or of modern provenance? What is the relationship between civic and ethnic nationalism? What is the relationship between “ethnicity” and “nationality”? What is the rhetoric of nationalism? Why should one see nationalism as a discursive formation? What is the symbolic dimension of nationalism? What is national identity? How is it conceptualised? In this context, it tries to analyse the crucial role that nationalism played in the modern social, cultural and political life. As a conclusion, this study underlines the argument that nation should be conceptualised as a ‘modern’ and ‘constructed’ phenomenon rather than a ‘natural, ‘given,’ ‘fixed’ and ‘timeless’ entity. Nations and national identities should be questioned as perpetually reproduced categories since nationalism is a discourse or a system of representation which signifies the social world. This study concludes that each nationalism has been made of discourses of nationalism that differ from and conflict or compete with each other, while presenting permeability to an important extent.
Key Words: Nationalism, Nation, National Identity, Ethnicity
ÖZ: Bu çalışma milliyetçiliğe/ulusalcılığa ve ulus olgusuna ilişkin son dönem çağdaş milliyetçilik literatürünün kuramsal bir değerlendirmesini amaçlamaktadır. Farklı bir ifadeyle, milliyetçilik ve millet/ulus olgusuna ilişkin kuramsal yaklaşımlara odaklanarak şu sorular tartışılacaktır. Uluslar modern midir yoksa modern öncesine mi aittirler?Sivil ve etnik milliyetçilik arasında ne tür bir ilişki vardır? Ulus olma ile etniklik arasında nasıl bir ilişki vardır? Milliyetçiliğin retoriği nedir? Neden milliyetçilik bir söylemsel oluşum olarak ele alınmalıdır? Milliyetçiliğin simgesel boyutu nedir? Ulusal/Milli kimlik nedir? Ulusal kimlik nasıl kavramsallaştırılmaktadır?İşte bu sorular bağlamında, milliyetçiliğin modern toplumsal, kültürel ve siyasal yaşamda oynadığı önemli rol çözümlenmeye çalışılacaktır. Sonuç olarak bu çalışma ulus olgusunun ‘doğal,’’verili,’ ‘sabit,’ ve ‘zamansız’ bir varlık olmaktan çok ‘modern’ ve ‘inşa edilmiş’ bir olgu olduğu argümanının altını çizmektedir. Milliyetçilik toplumsal dünyayı anlamlandıran bir ‘söylem’ ve bir ‘temsil sistemi’ olduğundan ulusların ve milli/ulusal kimliklerin sürekli olarak yeniden üretilen birer kategori olarak sorunsallaştırılması gerekir. Bu çalışmada ayrıca her bir özgül milliyetçiliğin birbiriyle ayrışan, rekabet halinde olan ama bir o kadar da benzeşen farklı milliyetçilik söylemlerinden oluştuğu belirtilmiştir.
Anahtar Sözcükler:Milliyetçilik/Ulusalcılık, Ulus, Ulusal Kimlik, Etniklik

Servqual Yöntemiyle Yükseköğretimde Hizmet Kalitesinin Ölçülmesi
Service Quality Measurement in The Turkish Higher Education System with Servqual Method
Doç.Dr.Veysel Yılmaz
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İstatistik Bölümü
Yrd.Doç.Dr.Zeynep Filiz
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İstatistik Bölümü
Betül Yaprak
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Uygulamalı Yüksek Lisans Öğrencisi
ÖZ: Bu çalışma Eskişehir’de bulunan iki farklı üniversitenin (Osmangazi Üniversitesi-Anadolu Üniversitesi) Fen Fakültesi öğrencilerinin, üniversitelerinin kendilerine sunduğu hizmetlere ilişkin beklenen hizmet ile algılanan performans arasındaki farkı belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. Hizmet kalitesi boyutlarını tespit etmek, bunların önem derecelerini saptamak ve iki üniversiteyi birbiri ile karşılaştırabilmek amacıyla Parasuraman, Zeithhaml ve Berry tarafından geliştirilen SERVQUAL hizmet kalitesi ölçüm metodu kullanılmıştır. SERVQUAL modelinin uygulanan çeşitli istatistiksel analizler yardımıyla anlamlılığı ve tutarlılığı test edilmiştir. Çalışma sonucunda ilk göze çarpan, Anadolu Üniversitesi öğrencilerinin algılanan hizmet kalitesi skorlarının daha yüksek olmasıdır. Bunun yanı sıra kalite boyutları açısından üniversite öğrencilerinin en fazla önemi “hizmette yeterlilik” ve “heveslilik” boyutuna verdikleri anlaşılmaktadır. İki üniversitenin karşılıklı olarak kalite boyutları bazında algılanan hizmet kalitesi skorlarının Osmangazi Üniversitesi için “yeterlilik” boyutunda Anadolu Üniversitesi için de “heveslilik” boyutunda en yüksek düzeye çıktığı görülmektedir.
Anahtar Kelimeler: SERVQUAL, Yükseköğretimde kalite, Hizmet kalitesi
ABSTRACT: This study was conducted to reveal the difference between expected service and perceived performance of students about the services by their university who study in Faculty of Science of two universities in Eskişehir Osmangazi and Anadolu University . The SERVQUAL service quality measurement method developed by Parasuraman, Zeithhaml and Berry was used in purpose of determining the dimensions of service quality, assigning the significance level of these dimensions and comparing these two universities with each other. The significance and consistency of SERVQUAL model was tested by means of various statistical analyses which were applied. One of the findings of the study is that perceived service quality scores of Anadolu University students are higher than Osmangazi University students’ scores. In addition, students have given most of the importance to dimensions of proficiency in quality and enthusiasm. When compared with each other, the perceived service quality scores on quality dimensions are higher in proficiency aspect for Osmangazi University, while they are higher in enthusiasm aspect for Anadolu University.
Key Words: SERVQUAL, Quality in higher education, Service quality

ÖRGÜTLERDE MOBBING YÖNETİMİNDE DESTEKLEYİCİ VE RİSK AZALTICI ÖNERİLER
RISK REDUCING AND SUPPORTIVE SUGGESTIONS FOR MOBBING MANAGEMENT IN ORGANIZATIONS
Doç. Dr.Çiğdem KIREL
Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü
ÖZ: Son yıllarda örgütlerde mobbing uygulamaları artmaktadır. Mobbingin hem çalışanlara, hem de örgüte zarar vermesi önlem alma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Mobbingle mücadelede en önemli nokta hem mağdur, hem de yöneticiler açısından farkındalığın sağlanmasıdır. Türkiye’de kamu ve özel sektörde mobbing uygulamaları sıkça görülmesine rağmen, örgütlerde yaşanan bu sürecin ne anlama geldiği henüz pek bilinmemektedir. Tüm dünyada, özellikle gelişmiş ülkelerde bu problemleri çözmek için önlemler ve iyileştirici çalışmalar yapılmaktadır. Literatürde bu önlemlerin neler olduğuna ve uygulanabilirliğine ilişkin çalışmaların yetersiz olduğu düşünülmektedir. Bu nedenlerle bu çalışmada genel anlamda mobbing yönetiminde her örgüte uyarlanabilecek örgütsel önlemler ele alınmış, ancak bireysel olarak nitelendirilen rehabilitasyon, terapi gibi önlemler üzerinde durulmamıştır.
Anahtar Sözcükler: Mobbing, Mobbing Yönetimi, Saldırganlık, Duygusal Zorbalık, Psikolojik Şiddet, Stres, İş Yerinde Travma
ABSTRACT: Mobbing practices have recently been increasing in organizations. The damage of mobbing against employees and organizations has created a need for precautions. The most crucial point in struggling with mobbing is to provide the awareness of victims and managers. Although mobbing practices have been frequently seen in public and private sector in Turkey, what this process in organizations means has not been known well yet. In all over the world, especially in developed countries, preventive and improving studies have been applied to solve mobbing problems. The literature about the precautive actions to prevent mobbing and applicability of these precautions are so limited. This study analyzes the preventive actions that can be adopted by any organization for mobbing management, except personnel techniques such as rehabilitation and therapy are not included.
Key Words: Mobbing, Mobbing Management, Aggression, Emotional Abuse, Psychological Violence, Stress, Workplace Trauma.

Reklamveren Reklam Ajansını Hangi Nedenlerle Seçer? Türkiye’nin En Büyük Reklamverenleriyle Anket Çalışması
The Advertiser’s Reasons for Selecting An Advertising Agency: A Survey of Turkey’s Leading Advertisers
Yrd.Doç.Dr. Tanses Gülsoy
Beykent Üniversitesi
Öz Türkiye’de reklamverenin reklam ajansı seçiminde önem verdiği özelliklere ilişkin çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Reklamverenin ajans seçiminde kullandığı ölçütleri ortaya çıkarmak amacıyla Türkiye’nin en büyük reklamverenlerinden 52’siyle bir anket yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, ana ajansın seçimindeki en önemli unsurlar yaratıcılığa ve diğer ajans ürünlerine odaklanmaktadır. Reklamverenlere, bugün yeni bir ajans seçmek durumunda aynı unsurları nasıl değerlendirecekleri sorulduğunda bazı anlamlı farklılıklar ortaya çıkmıştır. Bu bulgu, reklamverenin ajansla çalışma süresi içinde kimi unsurlara başlangıçta olduğundan daha çok önem verdiğine işaret etmektedir. Ajans seçim ölçütlerine verilen önem düzeylerinde sektörel farklılıklar da görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: reklam ajansı seçimi, reklamveren-ajans ilişkisi.
Abstract Surprisingly little research has been done in Turkey on the reasons for which advertisers select their advertising agencies. A survey with 52 of Turkey’s biggest advertisers strongly affirms the importance of creativity and other aspects of the agency’s product as key criteria in the selection of the lead creative agency. The investigation of how advertisers would evaluate the same criteria today as compared with the past has revealed some significant differences. Advertisers seem to think that certain aspects that they have underrated during the actual selection should receive greater importance today. The research also suggests that there are some significant sectoral differences in the importance accorded to various selection criteria.
Key Words: advertising agency selection, advertiser-agency relationship.

OTEL İŞLETMELERİ İŞGÖRENLERİNİN İŞ TATMİNİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER: GELİŞTİRİLEN BİR İŞ TATMİN ÖLÇEĞİ
Factors Affecting Job Satisfaction of Employees in The Hotel Industry: The Job Satisfaction Scale Developed
İlke KAYA
Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm ve Otel İşletmeciliği Doktora Programı
ÖZ:Bu çalışmada, (1) otel işletmelerindeki işgörenlerin iş tatmin düzeylerinin ölçülmesi ve (2) otel personelinin iş tatminini doğru olarak ölçen bir ölçeğin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, Türkiye’de Doğu Akdeniz Bölgesi’nde faaliyet gösteren 3, 4 ve 5 yıldızlı otel işletmelerindeki işgörenlerden oluşmaktadır. Geliştirilen ölçeğin faktör boyutları, “İletişim ve Bütünlük”, “Terfi”, “Amirler”, “İşin Doğası (1) (Fiziksel olmayan faktörler)”,“İşin Doğası (2) (Fiziksel olan faktörler)”, “Ücret ve Ek İmkanlar”, “Özgürlük”, “Yönetim”dir. Çalışmanın sonuçlarına göre işgörenlerin iş tatminini etkileyen en önemli faktörler, “Amirler”, “İşin Doğası (fiziksel ve fiziksel olmayan faktörler)”, “İletişim ve Bütünlük”den oluşmaktadır. Bulgular ayrıca işgören davranışları üzerinde psiko-sosyal faktörlerin (örneğin; işin doğası), ekonomik faktörlerden (örneğin, ücret) daha etkili olduğunu ileri sürmektedir. Sonuçlarda eğitim seviyesi yüksek işgörenlerin, eğitim düzeyi daha düşük işgörenlere göre tatmin düzeylerinin daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca ağır iş yükü nedeniyle yiyecek-içecek departmanında çalışan işgörenlerin otelin diğer departmanlarında çalışan işgörenlerden tatmin düzeylerinin daha az olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada işgörenlerin iş tatmin düzeyleri yüksek ve işi bırakma eğilimlerinin düşük olduğu ortaya çıkmıştır.
Anahtar Kelimeler: İş tatmini boyutları, Minnesota Tatmin Anketi, İş Tatmin Ölçeği, İletişim Tatmin Anketi, Michigan Örgütsel Değerlendirme Anketi, Otel işgörenleri.
ABSTRACT:This study aims to (1) determine the levels of employee job satisfaction and (2) develop a scale to correctly measure employee job satisfaction in the hospitality and tourism industry. The sample of study includes employees of 3, 4 and 5-star hotel working in the Easthern Mediterranean Region of Turkey. Factor dimensions of the scale developed are “Communication and Integrity”, “Promotion”, “Supervisors”, “the Nature of Work (1)”, “the Nature of Work (2)”, “ Wages and Benefits”, “Independence”, “ Management”. The study findings suggested that the most important factors which affect job satisfaction of employees were “Supervisors”, “the Nature of Work”, “Communication and Integrity”. The findings further suggested that psychological and social factors (the nature of work) were more effective than economical factors (example, pay) on employee attitudes. The conclusions suggested that employees who had higher levels of education were less satisfied than employees who had lower levels of education. Another finding of the study is that employees who are employed in the food and beverage department, due to their high workload, were less satisfied than employees who are working other departments of hotels. In this research, overall job satisfaction of employees were high and their intent to quit scores were low.
Key Words: Dimensions of job satisfaction, the Minnesota Satisfaction Questionnaire, the Job Satisfaction Survey, the Communication Satisfaction Questionnaire, the Michigan Organizational Assessment Questinnaire, Hotel employees.

ÖRGÜTSEL VATANDAŞLIK DAVRANIŞI - ÖRGÜTSEL ÖĞRENME DEĞERLERİ İLİŞKİSİ: AKADEMİSYENLER ÜZERİNDE GÖRGÜL BİR ARAŞTIRMA
THE RELATIONSHIP BETWEEN ORGANIZATIONAL CITIZENSHIP BEHAVIORS AND ORGANIZATIONAL LEARNING VALUES:AN AMPIRICAL RESEARCH ON ACADEMIC PERSONNEL
Doç. Dr. Deniz TAŞCI
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi İletişim Bölümü
Arş Gör. Umut KOÇ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü
ÖZ: Örgütsel vatandaşlık davranışı (ÖVD) ile örgütsel öğrenme değerleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi hedefleyen bu çalışma, söz konusu kavramlarla ilgili yazın incelemesini ve görgül bir araştırmayı kapsamaktadır. Araştırma, Anadolu Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki Eğitim Bilimleri, İktisadi ve İdari Bilimler ve Mühendislik ve Mimarlık Fakülteleri’ndeki akademisyenler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sonuçlar, ÖVD’nin kimi boyutlarıyla ile örgütsel öğrenme değerleri arasında anlamlı ilişkilerin varlığını göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: Örgütsel vatandaşlık davranışı, örgütsel öğrenme değerleri, akademisyenler
ABSTRACT: This study, which aims to investigate the relationship between organizational citizenship behavior (OCB) and organizational learning values, includes the literature review about these constructs and an empirical research. The research has been conducted on the academicians who work for Faculties of Educational Sciences, Economics and Administrative Sciences, and Engineering and Architecture in Anadolu University and Eskişehir Osmangazi University. The results show that there some significant relationships between some dimensions of OCB and organizational learning values.
Key Words: Organizational citizenship behaviors, organizational learning values, academics

DÜNYADA BÖLGESEL HAVA TAŞIMACILIĞI VE TÜRKİYE’DE UYGULANABİLİRLİĞİ
REGIONAL AIR TRANSPORTATION IN THE WORLD AND ITS APPLICABILITY IN TURKEY
Yrd. Doç. Dr. Hakan OKTAL
Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu
Yrd. Doç. Dr. Hatice KÜÇÜKÖNAL
Anadolu Üniversitesi Sivil Havacılık Yüksekokulu
ÖZ: Bu çalışmada son yıllarda dünyada büyük gelişme gösteren bölgesel hava taşımacılığı kavramı tanımlanarak, A.B.D. ve Avrupa’daki gelişimi incelenmiştir. Daha sonra Türkiye’de hava taşımacılığının mevcut durumu ortaya konarak, henüz ülkemiz için yeni bir kavram olan bölgesel hava taşımacılığının uygulanabilmesi yönünde bazı temel yaklaşımlar önerilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Bölgesel Hava Taşımacılığı, Topla ve Dağıt, Düşük Maliyetli Hava Taşımacılığı, Havaalanları
ABSTRACT: In this study, the concept of regional air transportation which shows a rapid growth in the world is defined and its development in the USA and European countries is examined. Then the current situation of Turkish air transportation is presented, and some key approaches are suggested to implement regional air transportation which is a new concept in Turkey.
Key Words: Regional Air Transportation, Hub & Spoke, Low Cost Air Transportation, Airports,

OP SANAT VE DİJİTAL TEKNOLOJİNİN KULLANIMI
OP ART AND THE USE OF DIGITAL TECHNOLOGY
Yrd.Doç.Dr. Zühal ÖZEL
Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi.
ÖZ Geometrik desenlerle derinlik ve üç boyutluluk yanılsaması yaratmayı amaçlayan Op Sanat, 20. yüzyılın Soyut Sanat akımlarından biridir. Optik Sanat olarak da bilinen Op Sanat, gözü yanıltıcı şekillerle optik yanılsamaları kullanarak resim yüzeyi üzerinde hareket izlenimi oluşturmaktadır. Biçimlerin ve renklerin sistematik bir şekilde kullanımıyla elde edilen Op Sanat eserleri, görsel ikilikten yararlanarak retinayı güçlü biçimde etkilemekte ve optik yanılsama yoluyla titreşim, yanıp sönme ve hareket duygusu yaratmaktadır. Hazırlanan çalışmada Op Sanat akımı irdelenmekte ve dijital teknolojiler yardımıyla yaratılan Op Sanat’ın günümüzdeki uygulama alanı incelenmektedir. Op Sanat’ın bilgisayar teknolojisiyle birlikte değişimini değerlendirmek amacıyla, Türkiye’den bir sanatçı olan Maggie Danon’un seri çalışması “Op Art”, örneklem olarak seçilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Op Sanat, Optik Sanat, yanılsama, dijital teknoloji.
ABSTRACT Op Art intending to create depth and three-dimensional illusion with geometric designs is one of the Abstract Art movements in the 20th century. Op Art that is also known as Optical Art composes the impression of motion on the picture surface using optical illusions with eye deceptive figures. The Op Art work, which is constituted by the systematic use of shapes and colours, strongly affects the retina through use of visual duality and creates the sensation of vibrating, flashing and motion via optical illusion. In this study, Op Art is examined as a movement and Op Art is created with the help of digital technology is studied as a practice in the present time. “The Op Art”, the serial work of Maggie Danon, an artist from Turkey, has been chosen as a sample in order to assess the changes in Op Art by using the computer technology.
Key Words: Op Art, Optical Art, illusion, digital technology

POSTMODERN ÖĞRETİ VE BiR POSTMODERN ROMAN ÇÖZÜMLEMESİ: KARA KİTAP/ ORHAN PAMUK
POSTMODERN TRAINING AND AN ANALYZING OF THE POSTMODERN NOVEL: KARA KİTAP/ BY ORHAN PAMUK
Doç. Dr. Nilay IŞIKSALAN
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Eğitim Araştırmaları Merkezi emekli eğitim uzmanı
ÖZ: 20. yüzyıl başlarında roman estetiği, geleneksel (yansıtmacı) roman estetiğinden farklılıklar gösterir. Biçim, kurgu, imge, anlatı teknikleri ve zaman algısı konusunda. İletişim, bilişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler insanların yaşam biçimlerini ve dünyayı algılama tarzlarını değiştirir. Eski ile yeni, sıradan ile olağanüstü, madde ile metafizik, gerçek ile kurmaca, yüce ile çıkarın birbirinin içine geçtiği değerler çatışmasında, elitizmin yanında popülizm de onay görür. Çeşitli tartışma ve eleştirilere yol açsa da yeni düşünce ve yaşam tarzı, postmodernizm, topluma yerleşir. İlk kez 1960’lı yıllarda Amerika’da dillendirilen postmodern edebiyat terimi, bir yeni edebiyat estetiği olarak üstkurmaca (metafiction) sözcüğüyle karşılanır. Seçkinci edebiyat ile eğlencelik (trival) edebiyat arasındaki uçurumu kapatan postmodern yazar, sanatı bir oyun olarak kullanır, mutlak doğruları ve meta anlatıları sarsar. Temel felsefesinde yer alan çoğulculuk, farklılıklara hoşgörüyle bakma, onun varlığını kabul etme gibi demokratik bir açılımı pekiştirir. Türk romanında, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ile başlayan köklü değişim, 1990’lı yıllardan sonra Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ı ile postmodern çizgide gelişir. Bu nedenle adı geçen roman, inceleme konusu olmuştur.
Anahtar Sözcükler: Üstkurmaca, kendi olma, bellek, yaratıcı yazma.
ABSTRACT: At the beginning of 20. century, novel esthetics shows differences from traditional (reflectional) novel esthetics in respect of form, editing, image, narration, technigues and time perception. Developments in communication, data processing and transport technologies effect the life styles as well as perception styles of human beings. Beside elitism, populism also obtains approval within the confliction between old and new, ordinary and extraordinary, material and metaphysics, reality and fiction, noble and judgements in which interests are coincide. Although it leads some discussions and criticism, the new life and thinking style postmodernism, establishes in the society. The postmodern literature term said orginally in United States in 1960’s corresponds the word of “meta fiction” as a new literature esthetics. The postmodern writer who removes the rift between elitical literature and trival literature, plays the literature as a game and shakes the absolute trues and meta narrations. Pluralism in its basic philosphy consolidates the a democratic declination like approaching differences by tolerating and by accepting its existance. The deep-seated change started with “Tutunamayanlar” by Oğuz Atay in Turkish literature develops in the postmodern line with “Kara Kitap” by Orhan Pamuk after 1990’s. Therefore, the said novel has become the subject of study.
Key Words: Metafiction, being oneself, memory, creative writing.

BEYİN TEMELLİ ÖĞRETİME ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM
A CRITICAL APPROACH TO BRAIN-BASED TEACHING
Yrd.Doç.Dr. Evrim ÜSTÜNOĞLU
İzmir Ekonomi Üniversitesi
ÖZ:“Beyin Temelli Öğretim Modeli” 12 ilkesiyle eğitim ve öğretim dünyasında yerini almıştır: beyin pek çok işlevi aynı anda yapar, öğrenme fizyolojik bir olaydır, anlam arayışı içseldir, beyin kalıpları algılamaya planlanmıştır, duygu ve biliş birbirinden ayrlmaz, beyin parça ve bütünü aynı zamanda algılar, öğrenme hem odaklanmış hem de çevresel algılamayı gerektirir, öğrenme bilinç ve bilinçdışı süreçleri kapsar, en az iki tür hafıza vardır, olgu ve beceriler doğal hafızada yapılandırıldığında en iyi anlama meydana gelir, öğrenme zihni zorlayan etkinliklerle artar, tehditle engellenir ve her beyin eşsizdir. “Beyin Temelli Öğretim”, bilgi edinimi ve hatırlanmasını en üst düzeye çıkarma iddiası ile çıkış yapmasına rağmen diğer yaklaşım ve kuramlarla olan benzerliği bu modelin özgünlüğü konusunda soru işaretleri yaratmıştır. Özgünlük sorununun yanı sıra Nörobilim alanındaki çalışmaların eğitim dünyasında nasıl kullanılması gerektiği de tartışmalar arasındadır. Özellikle öğretmenlerin alan çalışmalarını yeterince izlememesi ve modelin kullanımını tam olarak algılamamaları bir başka sakınca olarak belirtilmektedir. “Beyin Temelli Öğretim” zenginleştirilmiş öğretim ortamlarının kullanıldığı, öğrencilerin tehditten uzak, içsel güdülenmelerinin desteklendiği geliştirici bir rehberlik olarak kullanılabilir.
Anahtar Kelimeler: beyin temelli öğretim, eleştirel yaklaşım
ABSTRACT:Brain based teaching model takes its place in the world of education with its twelve underlying principles: the brain is a parallel processor, learning and physiology have a mutual interaction, the search for meaning is innate, the brain perceives and creates patterns, emotions and cognition are inseparable, the brain simultaneously perceives parts and wholes, learning involves both focused attention and peripheral perception, learning involves conscious and unconscious processes, the brain has at least two types of memory, the brain understands and remembers best when facts and skills are embedded in natural spatial memory, learning is enhanced by challenge and inhibited by threat, each brain is unique. Although a brain based teaching model has claimed to raise information acquisition and recollection to maximum level, it has generated questions about the originality of this model due to its similarity to other approaches and theories. There is also debate about how research results in the field of neurology can be exploited in the world of education. Another potential drawback is that teachers seem to be unable to follow recent developments in the field and are unable to perceive the use of the model properly. Brain-based teaching model can be used as a developmental guidance during which environments are enriched, students are away from threat and inner motivation is supported.
Keywords: Brain-based teaching model, critical approach

Dünyada ve Türkiye’de İlköğretimdeki Yönelimler
Trends in Primary Education in the World and Turkey
Yrd.Doç.Dr. Mehmet GÜLTEKİN
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü
ÖZ: Türkiye’de ilköğretim, dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında gerek on milyonu aşan öğrenci sayısı, gerekse yapı ve işleyişi bakımından farklı özelliklere sahip bulunmaktadır. Bu çalışmada, önce, dünya ülkeleri ile Türkiye’de ilköğretimin durumu karşılaştırılmaya çalışılmış, daha sonra, dünyada ve Türkiye’de ilköğretimdeki yönelimlere değinilmiştir. Sonuçta, dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’de ilköğretimin en önemli özelliğinin nüfusuna göre, öğrenci sayısının fazla olmasının olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Türkiye’de zorunlu eğitim süresinin yetersiz olduğu görülmüştür. Öte yandan, dünyadaki eğilimlere koşut olarak, okulöncesi eğitimde okullaşma oranının artırılması; zorunlu eğitim süresinin ortaöğretimi kapsayacak biçimde uzatılması¸ ilköğretimin 2 ya da 3 basamak olarak öngörülmesi; öğretim döneminin 3 ya da 4 dönemden oluşmasının yarar ve sınırlılıklarının araştırılması; ilköğretim programlarının bakanlıktan bağımsız uzman kuruluşlar tarafından hazırlanması; ilköğretim programları yoluyla yaşam boyu öğrenme kapsamında, istihdam ve sosyal katılımla ilişkili yetenek ve becerilerin kazandırılmasına önem verilmesi; öğrencilerin etkin ve sorumlu birer yurttaş olmaları için gerekli değer ve becerilerin kazandırılmasına yönelik etkinliklere ağırlık verilmesi ve öğretmenlerin öğretim becerilerinin geliştirilmesi gibi eğilimlerin dikkate alınması gerektiği anlaşılmıştır.
Anahtar Sözcükler: İlköğretim, ilköğretimdeki yönelimler, ilköğretimin yapı ve organizasyonu, ilköğretim programı
ABSTRACT: When compared with the other countries, primary education in Turkey has different characteristic in terms of the number of students which extends 10 million, its structure and the way it is processed. This study first aims at comparing the state of education in Turkey and the other countries. Secondly it deals with the trends in primary education in Turkey and the other countries. Thus this study suggests that the most peculiar characteristic of primary education in Turkey is considering the population, its huge number of students when compared with that of the other countries. This study also implies that the duration of the compulsory education in Turkey is insufficient. In order to cope with the trends growing all around the world, the following trends should be taken into consideration: Increasing the schooling rate in primary education, extending the duration of compulsory education in such a way that it covers the secondary education, suggesting 2 or 3 stage primary education, studying the benefits and boundaries of 3 or 4 term training period, having the primary education programme prepared by the expert institutions free from ministry of education, attaching importance to acquiring talent ability related to life long learning, employment and social participation through primary education programme, attaching importance to activities which enable students to become an active and responsible person, and developing teachers’ teaching skills.
Key Words: Primary education, trends in primary education, structure and organization of primary education, primary education curriculum

Yapılandırmacılık ve Öğretim Uygulamalarına Yansımaları
Constructivism and Its Reflections to Teaching Applications Yard.Doç.Dr. Mehmet GÜLTEKİN
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü
Arş.Gör. Ruhan KARADAĞ
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü
Arş.Gör. Fatih YILMAZ
Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi, İlköğretim Bölümü
ÖZ: Öğretim süreçlerinin etkili bir biçimde sürdürülebilmesi her şeyden önce öğrenmenin niteliğinin ve öğrenmenin nasıl gerçekleştiğinin bilinmesini gerektirmektedir. Öğrenmenin hangi koşullar altında nasıl gerçekleştiğini ise öğrenme kuramları açıklamaktadır. Öğrenme kuramları aynı zamanda öğretim uygulamalarının nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğine yönelik ilkeler ortaya koymaktadır. Son zamanlarda, yeni bir öğrenme kuramı olarak ortaya çıkan yapılandırmacılık öğretim uygulamalarını derinden etkilemektedir. Bilginin çevreden pasif bir şekilde alınmasını değil, algılayan birey tarafından etkin olarak yapılandırılmasını öngören yapılandırmacılıkta, genelde öğrencilerin öğrenme sürecinde daha fazla sorumluluk almalarına ve etkin olmalarına olanak sağlayan işbirliğine dayalı öğrenme, probleme dayalı öğrenme, proje tabanlı öğrenme gibi öğrenme yaklaşımlarından yararlanılmaktadır. Bu çalışmada, önce davranışçılıktan yapılandırmacılığa öğrenme kuramlarının öğrenme ve öğretmeye bakış açılarına değinilmiş; daha sonra, yapılandırmacılığın öğretim uygulamalarına yansıması olan işbirliğine dayalı öğrenme, probleme dayalı öğrenme ve proje tabanlı öğrenme yaklaşımlarının temel özellikleri üzerinde durularak bu yaklaşımların ortak ve ayırt edici yönleri açıklanmıştır .
Anahtar Sözcükler: Yapılandırmacılık, probleme dayalı öğrenme, proje tabanlı öğrenme, işbirliğine dayalı öğrenme
ABSTRACT: An effective teaching process makes it necessary primarily to know the quality of learning and how learning occurs. Learning theories explain in which conditions learning occurs. Also, learning theories set principles for how to realize teaching applications. Recently, constructivism which is accepted as a new learning theory effects learning applications deeply. In constructivism, which wants individuals do not take knowledge passively from the environment but taking responsibility in learning process and being active, learning theories are used such as cooperative learning, problem based learning and project based learning. In this study, firstly perspectives of learning theories from behaviorism to constructivism to learning and teaching are emphasized, then similarities and difference teaching applications which are reflections of constructivism to teaching applications, such as cooperative learning, problem based learning and project based learning are explained by asserting these features of these learning approach.
Key Words: Constructivism, problem based learning, project based learning, cooperative learning.


